4 Temmuz 2010 Pazar

Bir pazar günü

Güne Isozaki’nin National Art Museum’yla başlayacaktık ki kapısına gidince acı bir sürprizle karşılaşıyoruz. Müze kapalı. Üstelik hiçbir sebep yokken kapalı olması için... Binanın dışıyla yetinip hemen yanındaki alışveriş merkezine giriyoruz. İçerde bizi bir robot karşılıyor. Robotun işlevi renkli oyuncak küpleri her yüzeye aynı renk gelecek şekilde düzenlemek. Tööbbe bu Japonlar bi tuhaf deyip oradan da ayrılıyoruz. Tekrar metroya binmek için yer altına iniyoruz. Yeraltında da uzun bir yol katediyoruz. Etrafa koydukları panolardan görüyoruz ki o bölgenin adı garden city of Osaka. Garden dedikleri de üç beş ot böcek. Japonların bitkisiz sebzesiz meyvesiz hayatına bir kez daha acıyoruz. Yeraltında bir marketten asla şekersiz olanını bulamadığım soğuk kahvelerden alıyorum ve nihayet metroya ulaşıyoruz. Metroda cep telefonundan dizi mi ne izlediklerini anlamadığımız teyzeleri görüyoruz ama alıştık bu görüntüye zaten. İndiğimizde anlıyoruz ki şehre gelmişiz. ‘S’ ile başlayan adını hatırlamadığım kalabalık yerdeyiz. Kalabalığı görünce gene başlıyorum ‘yok ya şehir insanıyım ben. Ohh be kendime geldim’ diye söylenmeye. Cepheleri her biri birbirinden farklı binaların önünden geçiyoruz, bol bol fotoğraf çekiyoruz. Rengarenk sokaklar, kanji yazılmış tabelalar, yamuk yumuk cepheler. Hepsi bizi büyülüyor fakat tepede yakıcı bir güneş. Tek tek güneş şemsiyeleri açılıyor bizde, ayaklar da ağrımaya başlıyor ama yılmıyoruz..
Ara sokaklara dalıyoruz. Benim fotoğraf makinemin şarjı Ando’nun eşsiz binasına gelmeden bitiveriyor. Andonun binası öyle eşsiz ki: içeriye isteyen herkes girebiliyor, serin mi serin orta avlu, hooop bir sürü basamak var sanki her birimiz ayrı bir basamağa oturabilelim diye tasarlanmış daha ne isteyelim..
Püfür püfürdü valla! Sıcak havada brüt beton gibisi yokmuş onu anladım
Uzun bir süre orada kaldıktan sonra kalkıp kanal tarafına gidiyoruz, bir şeyler içip dinleniyoruz ve yılmadan Umeda Sky Building’e doğru yol alıyoruz.
Görünce waauuww diyoruz buna mı çıkıcaz yani?!
173 metree(her yerde 173 yazıyor unutmak mümkün değil) çıkıyoruz. Yukarıda inanılmaz bir manzara bizi bekliyor. Fotoğraf makinesinin şarjı bitmiş olan ben dövünüyorum. Herkes birbirinin fotoğrafını çekiyor, topluca çekiliyoruz, uzunca süren fotoğraf çekme dakikalarından sonra bir alt kata iniyoruz. Ne görelim! Aşşk tapınağı?!!
Her yer çift. Çiftler için tasarlanmış bölümler, koltuklar.. Gidip bir kaçını rahatsız edip kaldırmaya çalışıyoruz. Oralı olmuyorlar. Her şey kalp burada! Boğazımıza kadar aşka batıp oradan da çıkıyoruz. Umeda’dan Koshien’e 210 yenlik biletimizi de alıp bir günü daha bitiriyoruz.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder